rahmihoca.comEDEBİYATTÜRKÇEMUNUTTUKLARIMIZMuhafazakârlığın sığlığı! /AHMED TURAN ALKAN
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Muhafazakârlığın sığlığı! /AHMED TURAN ALKAN  (Okunma Sayısı 55 defa)
RahmiHoca
rahmihoca
ADMİN
Çalışkan Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 582

raseyhoglu@hotmail.com
E-Posta
« : Mayıs 09, 2008, 10:29:43 ÖS »

Muhafazakârlığın sığlığı! 


Türkiye’de muhafazakârlaşmanın dindarlaşmanın ilmî, dinî, medenî bir kıstası yoktur; modern tüketim kalıplarına uygulanan küçük makyaj değişiklikleri, millî kültür mânâsında derinliksiz muhafazakâr-dindar kitleyi ikna için yeterlidir.


--------------------------------------------------------------------------------

Fatma K. Barbarosoğlu, Yeni Şafak’taki köşesinde (22 Nisan 2008) önemli bir değerlendirme makalesi yayınladı: “Ahmet Cevdet Paşa Üzerinden Muhafazakârlık Resimleri” başlıklı yazı, Türkiye’de dindarlaşma ve muhafazakârlık eğilimlerini doğru tesbit etmek için günlük görüntü ve tesbitlerle yetinilmemesi, en azından son 150 seneyi kapsayan tarihî ve sosyolojik bir perspektif geliştirmemiz gerektiğini ileri sürüyor. Barbarosoğlu’na göre sokakların dilini esas tutarak yapılacak değerlendirmeler sağlıklı olmayabilir: “Sokakların dili ile ilgili diğer önemli gösterge ise insanların artık ev merkezli, aile-akraba merkezli yaşamaktan giderek uzaklaştığını gösteriyor.” Nüfusunun büyük çoğunluğu artık büyük şehirlerde yaşamaya başlayan bir Türkiye’de, muhafazakârlığın nereden gelip nereye gitmekte olduğunu kestirmek için daha fazla dikkat ve vukuf gerektiği açıktır. Kısaca büyük problemler barındıran bu alanı üstünkörü bakışlarla tanımaya çalışmak çok yanıltıcı olabiliyor.

İLÂHİLERLE İSLÂMİLEŞTİRİLMİŞ BİR MODERN TÜKETİM KALIBI: TESETTÜR DEFİLESİ

İşte bir örnek; geçtiğimiz hafta bazı gazetelerde, tesettür kıyafeti üreten bir firmanın, ilkbahar-yaz koleksiyonundaki modelleri tanıtmak için fiyakalı bir otelde düzenlediği defileye -haklı olarak- büyük yer verildi. Meşhur haber ajansı Reuters’in de yakın ilgisine mazhar olan bu defilenin “dindar-muhafazakâr” bir tüketici kitlesine hitab ettiği açıktı; haberin ayrıntıları şöyle:

-Salonun girişinde ayrılan bir bölümde “Defile izlemeye gelenler için” yatsı namazı kılınacak bir yer tahsis edilmiş. Defileye gelip yatsı namazını kaçırmak istemeyen bazı erkekler de başlarındaki beyaz takkelerle dikkat çekmişler.

-Almanya’nın ünlü moda tasarımcısı Heidi Beck’in katkılarıyla hazırlanan defilede, Ece Gürsel, Tuğba Altıntop, Elif Ece Uzun, Arzu Pavlova, Tatyana, Eva Maya ve Seçkin Piriler gibi yerli mankenlere ilaveten yabancı mankenler de görev almış.

-366 parçadan oluşan yeşil, sarı, mor, pembe, siyah, beyaz ve gold renklerinin damgasını vurduğu koleksiyona ‘Özgür Çiçekler ve Özgür Renkler’ adı verilmiş.

-Üç bölümden oluşan defileden önce ilahiler dinlenmiş. Defilenin ilk bölümünde, Mevlânâ ve Mevleviler döneminin giyim kültür ve sanatından esinlenilerek hazırlanan süslü kaftanlar sema gösterisi eşliğinde tanıtılmış.

-Defilenin ikinci bölümü olan gece kıyafetleri ve final bölümünde ise türban ağırlıklı kıyafetler dikkat çekerken organizasyonda mehteran takımı da podyuma çıkarak, mini bir gösteri yapmış.

Ayrıntılara dikkat edildiğinde görülecektir ki defileyi düzenleyenler, bu defilenin müşteri profili hakkında önceden edindikleri kanaate uygun olarak, bazı özel değişiklikler yapmışlar ve böylece “defile” gibi modern bir tüketim kalıbına “muhafazakâr-dindar” bir kılıf geçirmeyi düşünmüşler. Bu değişiklikler, yani mehter takımı çıkarmak, ilahi dinletmek, salon girişine mescid odası tahsis etmek, dekolte yerine sultan kaftanı türünden ağırbaşlı kıyafetler sunmak ve Mevlânâ yılında iyice turşusunu çıkardığımız semâzen takımına folklor gösterisi yaptırmak nevinden makyaj unsurlarının, bu defilenin müşterileri tarafından yadırganmadığı, hatta benimsendiği anlaşılıyor.

Onlar, kendilerine sunulan üründen memnun kalmış olmalılar ki itiraz etmemişler; “nedir bu soytarılık, benim burada ne işim var, Allah aşkını terennüm eden ilâhi ile ticarî bir malın pazarlanması ne densizliktir” dememişler, “giriş kısmında mescid var diye içerde cereyan eden faaliyet, din kriterlerine uygun (helâl) hâle gelir mi ayol?” diye soruşturmamışlar; işin israf ve ihtiyaca uygunluk faslını hepten görmezden gelmişler. Onlar dolaylı yoldan, mayolu, iç çamaşırlı defile müşterisi olmadıklarını, kadın bedeninin cins-i metâ gibi sunulduğu gösterilere katılmayacaklarını, ama aynı müessese biraz makyaj değişikliğine uğrarsa meseleye teorik açıdan karşı olmadıklarını belirtmişler.

Bu muhafazakârlık yorumunun, muhafazakârlara ait olmadığını ileri sürmüyorum; bilakis Türkiye’de muhafazakârlığın, tarih ve sosyal bilim birikiminden habersiz, modernliğe pek meraklı bir kitle tarafından düzenlenmeye başladığını görüyor ve söylüyorum. Laikliğin bir hayat tarzı olduğunu zannederek şu perişan muhafazakârlığa bakıp rejimin geleceği nâmına sinir buhranı geçirenler, doğru bir tesbitten hareket etmiyorlar. Makyajı hafif değişmiş bile olsa modernlik mâbedine taş taşıyanların varacağı yer aynıdır.

ZEMZEM TOWER’E ÇIKIP DA KÂBE’YE TEPEDEN BAKMAK

Önümde bir başka örnek daha var: Bir Kuveyt firması, Mekke’de, Kâbe’nin hemen bitişiğinde inşa edilen Zemzem Tower (isme bak, hizâya gel!) konutlarını Anadolu’da tanıtmaya başlamış. 33 kat üzerine inşa edilen bu kule binasında farklı tipte 1314 konut yer almaktaymış. Devremülk usulü ile kullanım hakkı satılan bu dairelerin 23 yıllık kullanım hakkı, 6 bin dolardan başlayan fiyatlarla tâliplerini beklemekteymiş.

Eleştirmeye nereden başlamalı bilmem; evvelâ bütün hacıların gözleriyle gördüğü ve kınadığı bir gerçeği hatırlatmakla başlayalım. Yüksek tepelerin arasındaki küçücük bir vadi tabanında bulunan Kâbe’nin etrafı, zaten muhtelif oteller ve Kraliyet Sarayı gibi haddinden fazla yüksek binalarla iyice çevrilmiş durumda; hatırlarsanız bundan 6-7 sene önce, Kâbe’ye bakan tepelerden birine Osmanlılar tarafından inşa edilen Ecyad Kalesi’nin yıkılmasına feveran eden o günkü muhafazakârlarımızın, şimdi ‘Zemzem Tower’da devremülk sahibi olabilme ihtimâlinden söz ediyoruz. Eskiden ev yaptırılırken civardaki caminin kubbe yüksekliğini tecavüz etmemeye çalışan Osmanlı görgüsü, Zemzem Tower örneğinde buharlaşıp kaybolmaktadır. Kaldı ki bir kudsî mekân düzenleme örneği olarak, Kâbe civarındaki yapılaşma, İslâm mimarlığı ve medeniyeti nâmına yüz kızartacak, utanç verici bir rezâleti teşkil ediyor.

Bu kıssanın hissesi şudur: Zemzem Tower gibi bir ucûbeyi Türkiye’de pazarlamaya kalkışanlar, daha işin başında, “böyle şey olmaz; Türk muhafazakârları bu projeye fikren ve rûhen katiyyen iştirak etmezler, satamayız” diye düşünebilmelilerdi; oysa ki “Tower’daki dairelerin kapanın elinde kalacak derecede rağbet gördüğünü hepimiz pekâlâ tahmin edebiliriz.

Öyleyse sadede gelelim; Türkiye’de muhafazakârlaşmanın da dindarlaşmanın da ilmî, dinî, medenî bir kıstası yoktur; modern tüketim kalıplarına uygulanan küçük makyaj değişiklikleri, eğitimsiz ve millî kültür mânâsında derinliksiz muhafazakâr-dindar kitleyi ikna için yeterli olabilmektedir; bu yüzden dindarlık ve muhafazakârlık radikal ve bükülmez bir hareket değildir; popüler mantık üzerinden akmakta olan bir “hülle” çaresizliğinden ibarettir. Dinî ve millî kültürü üretemeyen, onu ancak basit semboller dizisi (Mevlevi semâı, birkaç Yunus mısrâı, Mısır’da basılmış kötü hat levhaları, ucuz ebrûlar, göbek dansı ritminin üzerine giydirilmiş İslâmi şarkılar, altı kaval üstü şeşhâne tesettür çözümleri vb...) hâlinde algılayan bir kitlenin muhafazakârlığı veya dindarlığından değil ancak “tüketici”liğinden söz edilebilir.

Defileci veya Zemzem Tower’ci kardeşlerimiz de mâdenin bu galerisini işletiyorlar zâten.


Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: