|
RahmiHoca
|
 |
« : Temmuz 27, 2007, 09:02:47 ÖÖ » |
|
İLM-İ SİYASET NERDESİNİZ!? Her devrin popüler kavramları vardır.Ayrıca bu kavramların üretici ve tüketicileri de her zaman mevcuttur.Üretenler malum, kendi menfaatleri için yaptıklarına meşruiyet ve bir izah kalıbı olarak bunları üretirler.Üretenler hakim kültür yada güçlü devlet sıfatını taşıyanlardır.
Peki, ya tüketenler? Tüketenler, üretemeyenlerdir. Her zaman tüketen ve de bağımlı olma sıfatını taşımak zorunda kalanlardır. Yani, üretmeyip birilerinin dümen suyuna girip onun biçtiği rolü oynayanlar. Dünyada kesin ve değişmez doğrular yoktur. Kesin kurallarda yoktur. Her şey ilim cephesinden değişebilir ve de aksi ispat edilebilir gerçeklerdir. Siyasette bu daha başka bir hal alır ve her şey devletlerin menfaatlerine ve siyasetlerine göre şekillenir. Herkesin kendine göre doğruları, her devrinde geçerli olan kuralları vardır.Mühim olan kendi doğrularını ve de kurallarını genele kabul ettirebilmektir. Milletlerarası arenada bu iş güçlü olmanın da tarifidir. Kuralları ve doğruları güçlü olanlar belirler. Ya diğerleri? Başkalarının doğruları ve kuralları ile oynuyorsanız pastanın kırıntıları ile yetinmek zorundasınız hükmünce icrai siyaset yaptığını zannedenler. Bu memlekette 200 yıldır farklı fikirler, akımlar ve de siyasi tercihler var.Yıllarca beyinlerimizi gerek işgal, gerekse fethetmiş bu fikirler ve akımlar günü geldi siyasi iktidara da sahip oldular.Milyonlarca insanın hayatına,gençliğine ve de istikbaline mal oldular.Birbirimizi yıllarca Müslüman olmamakla, hainlikle,işbirlikçilikle suçladık.Herkesin tek derdi devleti kurtarmak ve insanları doğru yola! ulaştırmaktı. İşin garibi devletinde, milletinde bunlar umurunda değildi. Çünkü onların derdi daha başka idi.Sabahlara kadar kurulan devleti sabah birileri yeniden bozuyordu. Halk onları anlamıyordu, çünkü birileri bunu engelliyordu.Hep birileri vardı.Bozan ve memleketin ilerlemesini istemeyen hep birileri. Hayat gerçekleri ile insanlar ihtiyaçları ile değerlendirilmiyordu. Her şey kafalardaki dünyalara göre yorumlanıyordu. Her şey ideoloji içindi, insanlar da ideolojilere göre şekillenmeli idi. Gün geldi hızla dönen dünyanın hızı daha da arttı ve insanlar,toplumlar ve de hadiselerde hızla değişmeye ve problemleri de o oranda büyümeye başladı.Artık devleti yeniden kurmaya ne geceler ne de gündüzler yetmiyordu. Çünkü eldeki alet edavat eski idi ve kifayetsiz kalıyordu.Elli sene öncesinin gerçekleri ve de problemleri için üretilmiş alet edavat şimdikilere uymuyordu.Fikirlerimizin çoğu başkalarına ait tercümeler ya da karşı görüşe tepki olarak üretilmiş derinliksiz, günü birlik fikirlerdi. Hızlı değişim karşısında hepsi takatsiz kaldı. Ancak, değişimin hızı durmuyor aksine daha da artıyordu. Bunlara karşılık üretilemeyince seyirci olunmaya başlandı. Dün azgelişmiş ülkenin aydınları vardı. Bugün ise azgelişmiş aydınlar ülkesi mi olmuştuk. Ve bu durumdan memleket ahvaline dair konuşan herkes sorumludur. Bugün ülkemizde ciddiye alınacak bir fikir adamı ya da akımı yoksa bu esef vericidir. Bakıyorsunuz dünün meydanlarını dolduran kalabalıklar artık yok. Çünkü onları bir araya getiren fikirler artık yetersiz kalıyor. Fikir adamları yetişmiyor. Memleketin fikir arenasının baş mimarları kerametleri kendilerinden menkul gazeteciler oldu artık. Cemiyetlere ruhunu ve de yönünü verecek beyni ile yaşayan adamlar lazımdır. Bugün herkes mütereddit bir şekilde üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri söylemektedir ve bu söylenenlerde bize ait olan bizim ürettiklerimiz değildir. Dünya yetmişlerin, altmışların dünyası değil artık.Yeni bir dünya hayal edenler ve bunun için çalışanlar var. Haritalar değişiyor. Bütün bunlara söyleyeceklerimiz olmalı. Bir şeyler oluyor herkes hissediyor, ancak anlayamıyor. Bunu anlayacak ve de anlatacak adamlar arıyoruz. Artık lütfen nesli tükenmekte olan okuyan, düşünen ve fikir üretenleri yok etmeyelim onları koruma altına alalım. Boğazımıza kadar siyasete batmış vaziyetteyiz Bizim akıla, bilgiye ve fikre ihtiyacımız var. Vesselam.
İBRETLİK Beyaz adamın Amerika kıtasını ele geçirmeye çalıştığı yıllar.Birkaç beyaz adam bir kızılderiliyi rehber olarak yanlarına almışlar hızla ilerliyorlar. Ancak uzunca bir süre gittikten sonra Kızılderili rehber birden duruyor,atından iniyor ve yere bağdaş kurarak oturuyor.Beyaz adamlar ne olduğunu anlayamıyorlar. Kızılderiliye ne oldu? Niye durduk diye sorduklarında şu cevabı alıyorlar: -------Çok hızlı gidiyoruz.Ruhlarımız geride kaldı.
HÜLASA
Dost biperva ,felek birahm, devran bisükun Dert çok, hemdert yok,düşman kavi, tali zebun. Fuzuli
TAVSİYE Memlekete ve bize dair yazılmış bu eseri hararetle tavsiye ederim. Alev Alatlı’nın Viva la Muerte adlı romanı idefixe yayınlarınca yayınlanmış. l991 de çıkan eseri hala okumayan varsa mutlaka okusun. İNSANCA-MAYIS-HAZİRAN 2007
RAHMİ ŞEYHOĞLU
|